HAKSIZ FİİLLERDE ZAMANAŞIMI ve BEDENSEL ZARARLARDA ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI SORUNU
ÖZ
Haksız fiil, kısaca, zarar doğuran eylemin hukuka aykırı olması şeklinde tanımlanabilir. Günlük hayatta oldukça fazla haksız fiille karşılaşılmaktadır. Bu haksız fiiller sonucu maddi ve manevi zararlar ortaya çıkmakta ve zarara uğrayan kişilerin zarar verene karşı alacak hakları doğmaktadır. Bu alacağın istenebilmesi için hukuk düzenlerince belirli bir süre sınırlaması getirilmektedir. Bu süre zamanaşımı süresidir. Özellikle haksız fiil sonucu ortaya çıkan bedensel zararların istenebileceği sürenin başlangıcı konusunda uygulamada tartışmalar yaşanmaktadır. Mevzuattaki düzenlemelere göre zamanaşımının başlaması için zararın tam olarak öğrenilmesi gerekir. Zararın öğrenilmesi ise maluliyet oranının belirlendiği zaman olarak kabul edilmektedir. Kanaatimizce hatalı olan bu uygulamanın tartışılması amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda kanaatimizce bedensel zararlarda zamanaşımı süresinin başlaması için uğranılan zararın parasal karşılığının da öğrenilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Anahtar sözcükler:
Zamanaşımı, Haksız Fiil, Bedensel Zarar, Zararın öğrenilmesi, Bedensel Zararda Zamanaşımı Başlangıcı
THE LAPSE OF TIME IN TORTS AND THE ISSUE OF THE BEGINNING OF THE LAPSE OF TIME IN BODILY INJURIES.
ABSTRACT
The tortious act is to make an action against the laws. But there are still many unlawful actions encountered in daily lives. As a result of these torts, there occurs pecuniary and non- pecuniary damages and the people expriencing tortious acts claim the people acting tort. To demand this claim, legal authorities put into effect certain time limits. This time limit is the lapse of time. Debates are continued in practice particularly on the starting time of the bodily injuries which can be claimed as a result of the tort. According to the regulations of the law, it is required to learn the damage exactly to initiate the lapse of time and it is acknowledged that the learning of the damage is the time when the proportion of disability is determined. This study is delivered to start a discussion on
2
this applicakion which is wrong to our opinion. According to the results of the study, it can be concluded that to initiate the lapse of time in bodily injuries, the monetary equivalent of the damage should also be known.
Key words:
Lapse of time, Tort, Bodily injury, Learning the damage, The beginning of lapse of time in bodily injuries.
GİRİŞ
Uygulamada haksız fiilden kaynaklanan ve en sık rastlanan bedensel zararlar iş kazalarından, meslek hastalıklarından, trafik-iş kazalarından ve trafik kazalarından dolayı ortaya çıkmaktadır. Bedensel zararlar nedeniyle açılan tazminat davalarında zamanaşımı konusu oldukça önem arz etmektedir.
Zamanaşımı, kanunun öngördüğü belli bir sürenin geçmesiyle, bir hakkın kullanımının kaybedilmesine yol açan hukuki bir kurumdur. Borçtan kurtulma olanağı tanıyan yönüyle zamanaşımı, maddi hukuka ilişkin değildir. Zamanaşımı borcu ortadan kaldırmaz, sadece alacağın istenebilmesi hakkını zaman itibariyle sınırlar. Borçlu, zamanaşımı kurumuna dayanarak, borcun kendisinden istenemeyeceğini savunabilir. Zamanaşımı konusunda mevzuata yeni düzenlemeler getirilmiştir.
Mevzuattaki yeni düzenlemelere rağmen kanaatimizce uygulamada hatalı bir uygulama gelişmiştir. Bu nedenle mevzuatın bedensel zararlarda zamanaşımının başlangıcı konusundaki düzenlemelerine karşın uygulamanın yerinde olup olmadığının tartışılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
Bu çalışmanın amacı; bedensel zararlarda zamanaşımı süresinin başlaması için uğranılan zararın parasal karşılığının da öğrenilmesi gerekip gerekmediğini tartışmaktır. Bu amaçla ilgili kavramlar ve unsurlar açısından kıyaslamalar yapmak ve mevzuattaki düzenlemeler ile uygulamadaki sonuçlar karşılaştırılmak suretiyle bedensel zararlarda zamanaşımı süresinin başlangıç anının ne olduğuna ulaşılmaya çalışılmıştır.
Çalışma esas olarak üç kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, genel anlamda zamanaşımı kavramı, kabul edilme nedenleri, hukuki niteliği, şartları, zamanaşımında uygulanan genel ilkeler ve zamanaşımı ile hak düşürücü süre arasındaki farklar açıklanmış, ikinci kısımda hukukumuzda zamanaşımının düzenlendiği ve haksız fiillerde uygulanan zamanaşımı maddeleri açıklanmış ve yine Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu açısından eski ve yeni düzenlemeler ortaya konulmuştur. Üçüncü kısımda ise haksız fiil sonucu zarara uğranılması halinde uygulanacak zamanaşımı süreleri ve başlangıç zamanı konusu tartışılmıştır. Makale sonunda da zarar görenin bedensel zarara uğramış olması halinde uygulanacak zamanaşımı süresinin başlangıç anına tartışmalardan yararlanmak suretiyle açıklık getirilmiştir.
3
A. GENEL ANLAMDA ZAMANAŞIMI
1. ZAMANAŞIMI KAVRAMI, KABUL EDİLME NEDENLERİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ
a. Kavram
Zamanaşımının mevzuatta kesin bir tanımı yapılmamış olmakla birlikte öğretide genellikle “Bir alacak hakkının belli bir süre içinde kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinin yitirilmesi” ya da “yasada öngörülen sürenin geçmesi ile bir hakkın dava yoluyla elde edilebilme olanağının zayıflaması” biçiminde tanımlanmaktadır.1 Zamanaşımı, “Kanun tarafından belirlenmiş şartlar altında ve belli bir süre içinde alacaklının hareketsiz kalması sonucu alacağın ifasını isteme yetkisinin sona ermesidir”. Diğer bir tanımla zamanaşımı, “kanunen belirli olan süre zarfında alacaklının hakkını talep ve dâva etmemesi (hareketsiz kalmış olması) sebebiyle alacağını talep ve dâva etmek hakkından mahrum olmasını icap ettiren bir sükût sebebidir”.2 Zamanaşımı, en belirgin amacı olan hukuk güvenliği ve hukuk barışını sağlamak ve yine delillerin zaman içinde kaybolmadan yargılamada sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi yönünden önemli ve zorunlu süredir denilebilir.3 Bir başka tanım ise şöyledir; “kanunen belirli bir süre içinde alacağına kayıtsız kalmış bir alacaklının alacağını talep ve dava hakkını kaybetmesine zamanaşımı adı verilir.”4 Yargıtay bir kararında zamanaşımıyla ilgili şöyle açıklama yapmıştır. “… Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Bir borcu doğuran, değiştiren, ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır…”5 Bu tanımlardan anlaşılacağı üzere, zamanaşımı alacak hakkına son vermemekte, onu eksik bir borç konumuna düşürmektedir. Kanunlardaki dava açma süreleri geçirilmiş ve karşı taraf zamanaşımı savunmasına başvurmuş ise davacı, alacağı kesin olsa bile artık bu hakkını elde edemeyecektir.6
b. Kabul Edilme Nedenleri
Alacak hakkı, sahibine alacağını borçludan istemek imkânını verir ki, buna talep hakkı denir. Alacaklı, bu hakkına dayanarak borçlusundan kendisine karşı yüklenmiş olduğu edimini yerine getirmesini isteyebilir. Ancak, hukuk düzeni alacaklıya tanınmış olan bu
1 Reisoğlu, Safa, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 1.7.2012’de Yürürlüğe Girecek Olan Türk Borçlar Kanunundaki Değişikliklerde İşlenerek Güncelleştirilmiş Ve Genişletilmiş 22. Bası, Beta Basım, İstanbul, 2011, s. 418-419. 2 Akıntürk, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Özel Borç İlişkileri, Beta Basım, İstanbul, 2011, s. 195. 3 Antalya, O. Gökhan, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Beta Basım, İstanbul, 2012, s.751; Çelik, Çelik Ahmet, Sorumluluk ve Zamanaşımı, Bilge Yayınevi, Ankara, 2012, s. 4. 4 İnan, Ali Naim / Yücel, Özge, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Türk Borçlar Kanununa Göre Güncellenip Genişletilmiş 4. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014, s. 646. 5 Y4HD. 13.05.2002 gün 2002/4491 E, 2002/5701 K.. 6 Ayan, Mehmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Mimoza Yayınları, Konya, 2015, s. 414; Çelik, Zamanaşımı, s. 4.
4
imkânın süresiz olarak devam etmesini sakıncalı bulmuş ve onu belli bir süre ile sınırlandırmıştır.7 Bu sınırlandırma zamanaşımı kurumunu kabul edilmesine yol açmıştır.
Zamanaşımının kabulünü haklı gösteren iki neden bulunmaktadır. Birinci neden, uzun zaman alacağını aramayan alacaklı borçlu aleyhine dava açamamalıdır. Kamu yararı, hukuki güven ve sosyal barış bunu gerektirir. Kaldı ki, uzun zaman hakkını aramayan kimsede ya böyle bir hakkın hiç doğmadığı ya da sona erdiği yolunda bir kanaat mevcut olabilir.8 Davacı yönünden, eğer koşullar oluşmuş ve dava açmak için bir engel kalmamışsa, hak aramanın yıllarca geciktirilip ve yıllar sonra dava açılması, bir tür hakkın kötüye kullanılması olarak yorumlanabilir. Davalı yönünden, borcun ya da haksız eylemin bedelini ne zaman ve nasıl ödeyeceğini, nelerle karşılaşacağını bekleyerek tedirgin yaşamak uzun zamanda işkenceye dönüşebilir. Karşı taraf ne kadar haklı olursa olsun böyle davranmaktan kaçınmalıdır. Belki de yargılama sonucu borçlunun haklı olduğu yönler de ortaya çıkabilecektir. Haksızlığının ya da haklılığın derecesini bilmek ve öğrenmek onun da en doğal istemi sayılmalıdır. Eğer davacı yasalarda öngörülen süreleri geçirmişse, davalının zamanaşımı savunması da haklı görülmelidir.9 İkinci neden ise, hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi; mahkemelerin çok eski sorunlarla işgal edilmemesidir. Zira zaman geçtikçe borçlunun delil bulma imkânı daima azalır; hatta bazen tamamen ortadan kalkar. Gerçekten, alacağın doğmasından itibaren ne kadar çok zaman geçerse, borçlunun delil ikame ve ibraz etme imkânı da o kadar azalır. Nihayet alacak hakkını uzun zaman aramayan bir kimsenin hukuken korunmaması, adalet duygusuna da ters düşmez. Zamanaşımının kabulü ile hukuk düzeni zamana iyileştirici, düzeltici bir rol atfetmiş bulunmaktadır.10 Bir Yargıtay kararı karşı oy yazısında şöyle denilmiştir. “Zamanaşımı, alacak hakkı sahibinin alacağına lakayt (kayıtsız) kalmasına hukuk düzenimizin bağladığı bir sonuçtur. Hukuk düzeni, hak sahibi tarafından makul bir sürede aranmayan bir hakkın sonradan aranmasının (hukuksal problem yapılmasının) toplumsal bütünleşmeye aykırı bulmuş ve zamanaşımı müessesesi bu nedenle öngörülmüştür.”11
c. Hukuki Niteliği
Zamanın haklar üzerinde iki türlü etkisi vardır. Bunlardan birincisi, zamanın hakkı düşüren etkisi; ikincisi ise hakkı engelleyen etkisidir. Birincisinde belirli bir zamanın geçmesiyle hak kesin olarak ortadan kalkar. Buna zamanın hak düşürücü etkisi denir.12 İkincisinde ise, hak düşmez, ortadan kalkmaz; ancak hak sahibinin bunu ileri sürmesi
7 Akıntürk, s. 195; Yıldırım, Abdulkadir, Türk Borçlar Hukuku, genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 2. Baskı, Ankara, 2014, s. 331. 8 M. Oğuzman, Kemal, / Öz,Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş 12. Bası, Cilt: 1, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2014, s. 602; Kılıçoğlu, Ahmet M, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Yeni Borçlar Kanunu Hükümlerine Göre Hazırlanmış 14. Bası, Turhan Kitapevi, Ankara 2011, s. 838-839 9 Çelik, Zamanaşımı, s. 4 . 10 M. Oğuzman, Kemal, / Öz,Turgut, s. 602; Kılıçoğlu, Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler Yeni Borçlar Kanunu Hükümlerine Göre Hazırlanmış 14. Bası, Turhan Kitapevi, Ankara 2011, s. 838-839. 11 Köseoğlu, Bilal, Yarg. 4. Hukuk Dairesi Üyesi, HGK, 06.03.2013, E. 2012/4-824, K. 2013/305 numaralı karar karşı oy yazısı. 12 Oğuzman / Öz, s. 599-601; Akıntürk, s. 195; Reisoğlu Safa, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 1.7.2012’de Yürürlüğe Girecek Olan Türk Borçlar Kanunundaki Değişikliklerde İşlenerek Güncelleştirilmiş Ve Genişletilmiş 22. Baskı, Beta Basım, İstanbul, 2011, s. 418.
5
halinde, hak engellenir. Zamanaşımı, bu ikinci anlamda süre aşımı olup, hukuki niteliği itibariyle bir def’i hakkını ifade eder.13 Zamanaşımı kurumu, borçlunun korunması amacıyla alacaklının alacağının elde etmesini engeller. Alacağın temel sebebi artık bulunmadığından veya bundan sonra bulunamayacağından, onu belirsiz ve bekleyen talep haline dönüştürür. Zamanaşımı sürenin sona ermesiyle alacak hakkının gücü zayıflar; fakat alacak hakkı sona ermez, aksine borçlu lehine doğan zamanaşımı defi, maddi hukuk anlamında mevcut olan alacağın borçlunun iradesine karşın zorla yerine getirilmesini engeller.14 Bu etkisi nedeniyle zamanaşımı, alacağın varlığını değil, dava edilebilirliğini ortadan kaldırır. Borçlu, zamanaşımı defini ileri sürmek suretiyle dava edilen edimi yerine getirmekten kaçınma hakkını elde eder. Alacak hakkı dışındaki haklar ilke olarak zamanaşımına uğramaz. Özellikle ayni haklar, kişilik hakları, fikri haklar, üyelik hakları ve yenilik doğuran haklar zamanaşımına tâbi değildir.15 Zamanaşımı süreleri, alacak hakkı doğurması nedeniyle, özellikle haksız fiiller açısından oldukça önem ifade etmektedir.
2. ZAMANAŞIMININ ŞARTLARI
a. Borcun Zamanaşımına Uğramaya Elverişli Olması
İlke olarak nispi haklar ve özellikle alacak hakları zamanaşımına tâbidir. Genel kural olarak bütün alacaklar (borçlar) zamanaşımına uğrarlar. Bu alacak, hukuki işlemden doğabileceği gibi, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden de doğabilir. Yine aile ve miras hukukundan doğan alacak hakları da zamanaşımına tâbidir. Örneğin, TBK m. 159’a göre, Alacağın bir menkul rehni ile temin edilmiş bulunması, bu alacak hakkının zamanaşımına uğramasına engel değildir.16 Ancak bazı alacaklar istisna olarak zamanaşımına tâbi değildir. Örneğin; Taşınmaz rehniyle (örneğin ipotekle) güvence altına alınan alacaklar, rehin devam ettikçe, zamanaşımına uğramaz (TMK m. 864). TMK m. 370’e göre, ana ve baba veya büyükana ve baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini ya da gelirlerini aileye özgüleyen ergin altsoylar, buna karşılık uygun bir bedel isteyebilirler. TMK m. 371/3’e göre, bu alacak zamanaşımına uğramaz. Aynı şekilde, aleyhindeki icra takibinin sonuçsuz kalması nedeniyle hakkında borç ödemekten acz belgesi verilen borçlunun alacaklısının da borçluya karşı sahip olduğu alacak (İİK m. l43/4) zamanaşımına uğramaz.
b. Borcun Muaccel Olması
Bir borcun zamanaşımına uğraması için, her şeyden önce o borcun muaccel olması, yani alacaklının borçludan ediminin ifasını isteyebileceği veya dava edebileceği zamanın gelmiş bulunması gerekir. Kural olarak zamanaşımının alacağın muaccel olduğu tarihte
13 Nomer, Haluk N., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş 13. Bası, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2013, 176324-325; Oğuzman, / Öz, s. 599-601; Akıntürk, s. 195; Reisoğlu, s. 419 14 Şenyüz, Doğan, 6098 Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu’na Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku, Genel Ve Özel Hükümler, 5. Baskı, Ekin Basım Dağıtım, Bursa, 2011, s. 222-223; Antalya, s. 751; Reisoğlu, s. 419; Yıldırım, s. 332. 15 Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2012, s. 1281; Kılıçoğlu, Ahmet M, 14. Bası, s. 842. 16 Reisoğlu, s. 422; Eren, 14. Baskı, s. 1281; Oğuzman / Öz, s. 604; Akıntürk, s. 195; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 842; Ayan, s. 415; İnan / Yücel, s. 648; Şenyüz, s. 224.
6
işlemeye başlaması hususu TBK m. 149/1’de, “Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.” denilmek suretiyle ifade edilmiştir. Sürenin işlemeye başlaması için, alacaklının alacağından haberdar olması veya haberdar olmak zorunda bulunması şart değildir.17 Ancak, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme davalarındaki iki yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için davacının alacağından haberdar olması gerekir. Alacak, süre uzatma anlaşmasıyla ertelenmişse, zamanaşımının başlaması da uzatılmış olur.18 Bu durumda henüz muaccel olmayan, örneğin bir süreye bağlanmış bulunan borçlar hakkında belirlenmiş olan süre dolmadan zamanaşımı işlemeye başlamaz. Aynı şekilde, taliki şarta bağlı borçlar ancak şartın gerçekleşmesi anında muaccel olacaklarından (TBK m. 170/11), bunların zamanaşımı süresi o andan itibaren yürümeye başlar.19 Haksız fiilden doğan tazminat alacaklarında zamanaşımı, iki yıllık sürede, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği anda; on yıllık zamanaşımında zarar verici fiilin işlendiği anda, uzun süreli ceza zamanaşımında ise, suç teşkil eden fiilin işlendiği anda işlemeye başlar (TBK m. 72).
c. Kanuni Sürenin Geçmesi
Zamanaşımına tabi bir alacak için zamanaşımı süresinin dolması gerekir. Bu sürenin dolup dolmadığını anlayabilmek için, alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresini; bu sürenin başlangıç tarihini ve sürenin nasıl hesaplanacağını; zamanaşımını durduran veya kesen bir sebep bulunup bulunmadığını belirlemek gerekir.20 Türk hukuk mevzuatında genel ve istisnai zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. Olağan (normal-genel) zamanaşımı süresi, Türk Borçlar Kanununda on yıldır. TBK m. 146’ya göre; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tâbidir.” Fakat kanunun daha uzun veya daha kısa süre koyduğu hallerde o süre dikkate alınır. On yıllık genel zamanaşımı süresi dışındaki süreler istisnai veya olağandışı zamanaşımı süresi olarak adlandırılmaktadır. Türk Borçlar Kanunu haksız fiilden doğan zararın tazmini davasında, haksız fiilin aynı zamanda suç teşkil etmesi ve ceza zamanaşımının daha uzun olması halinde on yıldan uzun zamanaşımını kabul etmiştir (TBK m. 72). TBK m. 147’de on yıllık genel zamanaşımı süresinin istisnaları düzenlenmiştir. Buna göre kira bedelleri, anapara faizleri, ücret gibi diğer dönemsel edimler ile diğer bazı alacaklar beş yılda zamanaşımına uğrar. Eser sözleşmesinde zamanaşımını düzenleyen 478. maddede 20 yıllık süre bulunmaktadır. Eserin ayıplı olması halinde yani malzemenin yüklenici tarafından ağır kusurlu olarak kullanılması sonucunda ortaya çıkan eser ayıplı ise 20 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
17 Von Tuhr, Andreas, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, Cilt 1-2, Yargıtay Yayını, Olgaç Matbaası, Ankara, 1983, (Çev. Cevat Edege), s. 697; Oğuzman / Öz, s. 609; Eren, 14. Baskı, s. 1282. 18 Eren, 14. Baskı, s. 1282; Oğuzman / Öz, s. 609. 19 Akıntürk, s. 196; Eren, 14. Baskı, s. 1282; Oğuzman / Öz, s. 608. 20 Reisoğlu, s. 422; Eren, 14. Baskı, s. 1282; Oğuzman / Öz, s. 605; Akıntürk, s. 196; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 843-844; Ayan, s. 415; İnan / Yücel, s. 648; Şenyüz, s. 224.
7
3. ZAMANAŞIMI VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
Bazı hakların kanunen belirlenen süre içerisinde kullanılmaması, hakkın sona ermesi sonucunu doğurur. Bu tür sürelere hak düşürücü süre denir. Bu süreler kamu yararı amacı ile düzenlenmişlerdir. Hak düşürücü süre zamanaşımından farklı bir kavramdır. Hak düşürücü sürede söz konusu şey üzerindeki hak tamamen ortadan kalkmış iken, zamanaşımında kanun tarafından belirtilen zamanın dolması ile söz konusu hak ya da borç eksik borca dönüşür. Yani hak düşürücü süreye uğramış bir borç ifa edilemez, alacaklı tarafından istenemez.21 Hak düşürücü süreye uğramış bir borcun ödenmiş olması halinde yapılan bu ödeme açılacak sebepsiz zenginleşme davası ile geri alınabilir. Ancak zamanaşımına tabi bir borç eksik borç hüviyeti kazanır. Yani zamanaşımına uğramış bir borcun ödenmesi durumunda geri alınması mümkün değildir.22 Zamanaşımı ile hak düşürücü süre arasında önemli farklar bulunmaktadır. i) Zamanaşımı bir def’i hakkı vermesine karşılık, hak düşürücü süreler itiraz niteliğindedir. Defi, borçluya tanınmış bir hak olduğu için, her hak gibi, defi hakkının kullanılmasından vazgeçilebilir. Buna karşılık itiraz bir hakkın doğumuna engel olan veya doğmuş bir hakkı ortadan kaldıran bir sonuç yarattığı için, borçlu bundan vazgeçemez. ii) Ayrıca zamanaşımı def’i, borçlu tarafından ileri sürülmedikçe, yargıç tarafından kendiliğinden göz önüne alınamaz ve bir sonuç yaratmaz. İtiraz ile hak düşürücü sürede, talep edilen hakkın ortadan kalktığı ileri sürüldüğü için, bu bir olaydır ve taraflar ileri sürmeseler bile, hakim tarafından doğrudan ve kendiliğinden göz önüne alınmak zorundadır. iii) Zamanaşımında, sürelerin durması ya da kesilmesi mümkün iken hak düşürücü sürelerde, sürelerin durması ya da kesilmesi söz konusu değildir. Zamanaşımı kesildiği takdirde ilke olarak yeni bir süre işlemeye başladığı halde, hak düşürücü sürede böyle yeni bir sürenin işlemesi söz konusu olmaz. iv) Zamanaşımı sadece alacak haklarında söz konusu olur. Hak düşürücü süre ise, borç ilişkileriyle benzeri ilişkilerde, yenilik doğuran haklarda etkilidir.23
B. HAKSIZ FİİLLERDE ZAMANAŞIMI SÜRELERİ
1. TÜRK BORÇLAR KANUNU’NDA HAKSIZ FİİLLER İÇİN ZAMANAŞIMI SÜRELERİ
a. Genel Bilgi
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK zamanaşımı konusunda değişiklikler getirmiştir. 818 sayılı BK 60. maddesi ile 6098 sayılı TBK 72. maddesi arasında bir yıllık sürenin iki yıla çıkarılmasından başka önemli bir değişiklikte “failin ıttılaı” yerine “tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak” ifadesinin kullanılmış olmasıdır. Buna göre doğan zarardan fail dışında sorumlu kişiler varsa, zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için zarar gören kişinin sadece haksız fiil failini
21 Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Özekes, Muhammet, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, Yetkin Yayınları, Ankara, 2011, s. 350-351; Kuru, Baki / Arslan, Ramazan / Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 23. Baskı, Ankara, 2012, s. 310-311 22 Eren, 14. Baskı, s. 1294-1295; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 839. 23 Kuru / Arslan / Yılmaz, s. 310-312; Pekcanıtez /Atalay /Özekes, s. 350-351; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 839-840.
8
öğrenmesi yeterli olmayıp, bundan sorumlu tutulan diğer kişileri de öğrenmesi gerekecektir. Fakat getirilen bu yeniliklere rağmen zamanaşımı süreleri konusunda beklentiler pek fazla karşılanamamıştır. Haksız fiiller bakımından yapılan düzenleme TBK’nun 72. maddesinde şöyle yer almıştır; “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.” Taraflar, dilerlerse bir sözleşmeyle bu süreleri uzatıp kısaltabilirler. Burada TBK m. 148 hükmü uygulanmaz. Çünkü, TBK m. 72’deki süreler, TBK m. 148’de “Bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri, sözleşmeyle değiştirilemez” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı sürelerinden değildir.24 TBK m. 72, haksız fiilden kaynaklanan tazminat taleplerinde zamanaşımı sürelerini özel olarak düzenlemiştir. Haksız fiilden kaynaklanan tazminat ilişkisinden doğan talepler de, hukuki nitelikleri itibariyle bir alacak hakkı olmakla birlikte, Kanun koyucu bunları tâbi oldukları zamanaşımı süresi yönünden, alacak haklarına ilişkin genel zamanaşımı süresini düzenleyen TBK m. 146 vd. hükümlerinden ayırmıştır. Ancak, bu ayırma yalnız süreler ve bunların başlangıç anı yönünden olup, zamanaşımının durması, kesilmesi gibi konularda genel hükümler uygulanır. TBK m. 72’de öngörülen süreler, kusur sorumluluklarında geçerli olduğu gibi, hakkaniyet ve özen sorumluluklarında da geçerlidir. Buna karşılık, özel bir kanun hükmünün özel bir zamanaşımı süresi öngördüğü tehlike sorumluluklarında TBK m. 72 uygulanmaz. Nitekim, araç işleten KTK m. 109’a göre sorumlu tutulmuştur.25 TBK m. 72’de üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlar, iki yıllık kısa zamanaşımı süresi; on yıllık uzun zamanaşımı süresi ile ceza zamanaşımı süresidir.
b. İki Yıllık Zamanaşımı Süresi
TBK m. 72’ye göre maddî ve manevî tazminat istemi, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. İki yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından yasa öğrenme ölçütünü esas almıştır. Öğrenme ölçütü hem zararın hem de sorumlunun kim olduğu konusunda aranmaktadır. Bu nedenle iki yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususu öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlar. TBK m. 72/1’de yer alan iki yıllık sürenin başlangıcı sübjektif bir ölçüte, öğrenme ölçütüne bağlı olduğundan iki yıllık zamanaşımı süresi nispi zamanaşımı süresi olarak adlandırılmaktadır.26 TBK’nun 72/1. fıkrası zarar gören lehine bir düzenleme öngörmekte ve iki yıllık zamanaşımı süresinin zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği andan itibaren işlemeye başlayacağını belirtmektedir. Bu iki unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte, sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için
24 Eren, 14. Baskı, s. 830. 25 Eren, 14. Baskı, s. 830; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 464-465; Antalya, s. 751. 26 Havutçu, Ayşe, “Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 12, Özel S., 2010, s. 579-605 (Basım Yılı: 2012) http://webb.deu.edu.tr/hukuk/dergiler/dergimiz-12-ozel/2-ozel/2-aysehavutcu.pdf, s. 583, Erişim : 10.05.2015.
9
yeterli olmamakta ve hangi unsur daha sonra öğrenilirse; o tarihten itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlamaktadır.27 TBK m. 72/1 hükmünde düzenlenen kısa ve uzun süreli zamanaşımı süresi arasında birbirini ikame ilişkisi bulunmaktadır. Her iki zamanaşımının başlamasına ilişkin hukuki olgularının ayrı ayrı gerçekleşerek sürenin işlemeye başlaması diğerinin işleyişine engel olmaz, birine ilişkin sürenin tamamlanması ile alacak zamanaşımına uğramış olur. Her iki zamanaşımı birbirinden bağımsız diğerinin alternatifini teşkil eder.28
c. On Yıllık Zamanaşımı Süresi
TBK m. 72/1’e göre haksız fiilden kaynaklanan tazminat davası, her halde zarar verici fiilin işlendiği tarihten itibaren on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Burada on yıllık mutlak bir süre kabul edilmiştir. On yıllık sürenin başlangıç anı, zarar verici fiilin işlendiği tarih gibi objektif bir şartın gerçekleşmesine bağlanmıştır. Uzun zamanaşımı süresi, tazminat talebinin kısa zamanaşımı süresi sebebiyle zamanaşımına uğramamış olması halinde uygulama alanı bulur. Kısa zamanaşımı süresi, olan iki yılın sona ermesiyle tazminat davası açma hakkı uzun süre beklenmeksizin zamanaşımına uğramış olur. İki yıllık süre de on yıllık süre ile sınırlandırılmıştır. Zarar gören on yıllık sürenin sona ermesinden bir ay evvel zararı ve faili öğrenmişse, kısa zamanaşımı süresi olan iki yıllık bir süresi olmayacak, on yılın tamamlanmasına kadar kalan süre olan bir ay içinde tazminat talebinde bulunmazsa, tazminat talebi zamanaşımına uğrayacaktır.29 Aksi halin kabulü, on yıllık zamanaşımı süresini uzatacağı için böyle bir sürenin konulmasını ve varlığını anlamsız kılar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Tasarısında özellikle uzun zamanaşımı süresi haksız fiillerde 20 yıla çıkartılmak istenmiştir. Çünkü Marmara depreminden sonra yıkılan binalarla ilgili açılan davalarda, Yargıtay bir yorum yapmış ve demiştir ki, “bu zarar depremle anlaşılmıştır, öyleyse zamanaşımı geçmemiştir.” (zararın meydana geldiği tarihten, fiilin işlendiği tarihe kadar 15 yıl geçmiş) Tasarıda bu tereddüdün ve haksızlığa sebebiyet verilme ihtimalinin ortadan kaldırması için, 20 yıl olarak düzenlenmiş fakat Adalet Komisyonunda 10 yıla indirilmiştir. Deprem zararlarıyla ilgili o sıkıntıyı gidermek amacıyla, 818 sayılı BK’nun 126. maddesinin 4’üncü bendinde bulunan 5 yıllık süre yapılan düzenleme ile değiştirilmiş ve 6098 sayılı TBK’nda ilk defa 20 yıllık zaman aşımı süresi 478’inci maddede eser sözleşmesi bakımından söz konusu olmuştur.30 Bu maddeye göre, yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse bu sebeple açılacak davalar yüklenicinin ağır kusuru olması halinde 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olacaktır.
d. Ceza Zamanaşımı Süresi ve Uygulama Şartları
Hukuka aykırı fiillerin büyük çoğunluğu, aynı zamanda suç ve haksız fiil teşkil eden fiiller şeklinde gerçekleşmektedir.31 Bu fiiller, hem sorumluluğu kuran, hem de ceza kanunlarına göre suç teşkil eden fiiller olmaktadır. Bu tür fiillere Ceza Kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde, tazminat davasının daha önce
27 Savaş, Fatma Burcu, “Haksız Fiil Tazminatının Tabi Olduğu Zamanaşımı Süresinin İşlemeye Başlama Anı”, TBB Dergisi, Sayı 74, Yıl:2008, s. 121-147 http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2008-74-387, s. 128 , Erişim: 14.05.2015. 28 Antalya, s. 753. 29 Antalya, s. 753; Eren, 14. Baskı, s. 833-834; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 469. 30 Koç, Nevzat, Çalışma Hayatı Açısından Yeni Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu Semineri – İstanbul2011, TİSK yayınları, Matsa Basımevi, Ankara, 2012, s. 76. 31 Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 470.
10
zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm olamaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu nedenle, TBK bu nitelikteki bir fiil hakkında cezaî yönden takip mümkün olduğu sürece, haksız fiillere özgü zamanaşımı süresi geçmiş olsa da tazminat dâvası açılabilmesini kabul etmiştir. TBK 72/1’de yer alan bu hükme göre: “Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır”. TBK, aynı zamanda suç teşkil eden haksız fiiller hakkında 72. maddede yer alan iki ve on yıllık zamanaşımı sürelerini yeterli görmemiş; Ceza Kanununda bu sürelerden daha uzun olan bir zamanaşımı süresi mevcut ise, bu uzun sürenin uygulanmasını uygun görmüştür.32 TBK m. 72 de belirtilen, ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bunlar, zarar verici fiilin aynı zamanda suç teşkil eden bir fiil olması ve bu fiil için ceza öngören kanunlardaki zaman aşımı sürelerinin daha uzun olmasıdır.
aa. Zarar Veren Fiil, Cezayı Gerektiren Bir Fiil Olmalıdır
Zarar verici fiil, Türk Ceza Kanunu veya ceza hükmü taşıyan herhangi bir kanunun suç saydığı bir fiil olmalıdır. Fiil, Ceza Kanunlarına göre suçun hem objektif, hem de sübjektif unsurunu taşıyan bir fiil olmalıdır. Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız eylemin yalnızca suç niteliği taşıması yeterli olup, eylemi işleyen hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli değildir.33
bb. Ceza Zamanaşımı Süresi Daha Uzun Olmalıdır
Türk Ceza Kanununun veya fiili suç sayan kanunun öngördüğü zamanaşımı süresi, borçlar hukukundaki süreden daha uzun olmalıdır. Ceza zamanaşımı süresi, hem iki yıllık zamanaşımı, hem de on yıllık zamanaşımı süresi yönünden uygulanır.34 Örneğin cezayı gerektiren fiil için ceza davası açma süresi 15 yıl ise, zarar gören tazminat yükümlüsünü ve zararı öğrendiği takdirde en geç bu süre içinde tazminat davasını açmak zorundadır. Ceza süresi 5 yıl ise, iki yıllık süre, bu beş yıl ile sınırlıdır. Ancak, 10 yıllık uzun süreye bu beş yıllık ceza süresi uygulanmaz. Çünkü bu halde ceza süresi, tazminat süresinden daha kısa olduğu için TBK m. 72/1’deki koruma amacı gerçekleşmemektedir.35
2. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NDA HAKSIZ FİİLLER İÇİN ZAMANAŞIMI SÜRELERİ
Zamanaşımı maddi hukuka ilişkin bir süre olup alacak hakkı muaccel olmasına karşın, kanunda belirlenen sürenin geçmesi halinde hak kaybolmayacak sadece eksik borç haline dönüşecektir. Usul hukukuna ilişkin süreler ise, davanın açılması ya da yargılama aşamasında yapılması gereken bir işlemle ilgili sürelerdir. Bunlar kanunda açıkça öngörülmüş olabileceği gibi hakim tarafından tayin ve takdir de edilebilirler.36 Yargılama kanunlarındaki mahkemeye tanınan süreler hak düşürücü nitelikte olmayıp mahkemenin o işlemi hangi sürede yapacağını belirler. Bu süre geçtikten sonra da yapılsa o işlem geçerlidir. Fakat taraflar için öngörülen süreler kural olarak kesin ve hak düşürücü sürelerdir. Ayrık durumlar dışında, bir hukuki işlem kanunda öngörülen sürede yerine
32 Eren, 14. Baskı, s. 834-836; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 470-471; Reisoğlu, s. 263; Antalya, s. 758-759. 33 Von Tuhr, s. 387; Eren, 14. Baskı, s. 835; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 472; Reisoğlu, s. 263; Antalya, s. 760. 34 Von Tuhr, s. 388; Eren, 14. Baskı, s. 836; Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 473; Reisoğlu, s. 264; Antalya, s. 760. 35 Eren, 14. Baskı, s. 836. 36 Kılıçoğlu, A, 14. Bası, s. 841.
11
getirilmezse, ya tümden hak kaybına uğranılır ya da hak arama ertelenip yeniden yargıya başvurma gereği ortaya çıkar.37 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 94. maddesine göre: “Kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.” Kanunun belirlediği süreler kesin olduğundan bu sürelerde yapılması gereken işlemler yapılmazsa o hak düşer. Hakim, hak düşürücü süreleri, tarafların ileri sürmesini beklemeksizin, doğrudan dikkate almak zorundadır.38 HMK 20. Maddeye göre, “Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.” Görevsizlik ve yetkisizlik kararının kesinleşmesinden sonra on gün içinde görevli veya yetkili mahkemeye başvurulmaması durumunda usul hukuku yönünden dava açılmamış sayılır. Bu arada zamanaşımı süresi dolmuşsa davacı, TBK 158. maddedeki altmış günlük süreden yararlanarak yeni dava açabilir. Bu halde 60 günlük süre içerisinde yeni dava açmışsa zamanaşımı savunması ile karşılaşmaz. Başka bir deyişle, görevsiz ve yetkisiz mahkemede açılan davada kesilen zamanaşımı, davayı yenileme aşamasında da etkisini sürdürür.39 HMK 107. maddeye göre; “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” Burada haksız fiillerde zamanaşımına ilişkin örtülü bir düzenleme bulunmaktadır. Bu maddedeki zamanaşımı hükmüyle ilgili geniş açıklama haksız fiillerde zamanaşımının başlama zamanı bölümünde yapılacaktır.
3. KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU’NDA HAKSIZ FİİLLER İÇİN ZAMANAŞIMI SÜRELERİ
a. İki Yıllık Zamanaşımı Süresi
Trafik kazalarında uygulanacak zamanaşımı 2918 s. Karayolları Trafik Kanunu m.109 da düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.”
37 Pekcanıtez /Atalay /Özekes, s. 187; Kuru / Arslan / Yılmaz, s. 731-732 . 38 Kuru / Arslan / Yılmaz, s. 731. 39 Pekcanıtez /Atalay /Özekes, s. 116.
12
Bu maddenin ilk fıkrasında iki yıllık zamanaşımı süresinden bahsedilmektedir. Aslında bu fıkra 818 s. BK m. 60/1 deki haksız fiillerde uygulanan bir yıllık sürenin trafik kazalarında iki yıl olarak uygulanmasını öngören bir düzenlemedir.40 TBK 72. m. ile haksız fiillerde genel zamanaşımı süresinin 2 yıla çıkartılmasıyla bu farklılık tamamen giderilmiştir. Maddede kısa süreli zamanaşımı 2 yıl, uzun süreli zamanaşımı süresi ise 10 yıl olarak belirlenmiştir. KTK 109/1. maddede “… maddi zararların tazminine ilişkin talepler” denilmiş olmasına karşın 109/5. maddede “diğer hususlarda genel hükümler uygulanır” denilmiştir. Burada maddi ve manevi tazminat talepleri farklı kanunlara ve zamanaşımı süresine tabi olacakmış gibi bir sonuç çıkartmamak gerekir. 41 Yargıtay da maddi ve manevi tazminat taleplerinin 109/1. maddedeki özel zamanaşımı süresine tabi olduğu yönünde karar vermiştir.42 Kaldı ki TBK ile genel kısa zamanaşımının 2 yıla çıkartılmasıyla süre yönünden farklılık kalmamıştır.
b. On Yıllık Zamanaşımı Süresi
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu 109/1. maddesinde; “… herhalde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar” denilmek suretiyle uzun zamanaşımı süresi on yıl olarak belirlenmiştir. Bu süre kısa zamanaşımından farklı olarak zararın ve failin öğrenilmesiyle değil, olay tarihinden itibaren işlemeye başlar. Zarar gören kişi on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra tazminat yükümlüsü ve zararı öğrenmiş olsa bile artık kısa zamanaşımından yararlanamayacaktır.43
c. Ceza Zamanaşımı Süresi (Uzamış Zamanaşımı Süresi)
KTK’nun 109. maddesinin ikinci fıkrasında ceza zamanaşımı süresi düzenlemiştir. Buna göre; dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. TBK’nun 72. maddesine benzer olan KTK 109/2. maddesinin 72. maddeden daha geniş bir uygulama alanı bulunmaktadır. Şöyle ki; TBK 72. maddesi yalnızca haksız eylemi işleyenler hakkında uygulanırken, KTK 109/2. maddesi, yalnızca eylemi işleyenlere (sürücüye ve yardımcılarına) değil, KTK m. 85/son hükmü gereği motorlu aracın işletilmesinden yarar sağlayan işleten, araç maliki, girişimci, onarımcı, aracı, satıcı vb. ile sigortacıya da uygulanır. Trafik kazalarında uzamış ceza zamanaşımı süreleri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesine göre, bir veya birden fazla ölü varsa 15 yıl, bir veya birden fazla yaralı varsa 8 yıldır. Ölümlerin yanı sıra aynı olayda yaralılar da varsa, cezanın tekliği nedeniyle, yaralılara da 15 yıllık zamanaşımı uygulanacaktır44.
40 Kılıçoğlu, Mustafa, Tazminat Hukuku, Legal Yayınevi, İstanbul, 2005, s. 379-380. 41 Aşçıoğlu, Çetin, Trafik Kazalarından Doğan Hukuk ve Ceza Sorumlulukları, 3. Bası, Sözkesen Matbaacılık, Ankara, 2012, s. 451; Yılmaz, Zekeriya, Trafik Kazaları ve Taşımacılıktan Doğan Hukuki Sorumluluk, Tazminat, Sigorta ve Rücu Davaları, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 509. 42 4HD, 7.3.1996, 1996/1033/1996, YKD, 1996, s.715’den Akt: Aşçıoğlu, s. 453 . 43 Borçlar Kanunundaki 10 yıllık süre kısmında açıklanmıştır. 44 Çelik, Zamanaşımı, s. 61.
13
C. HAKSIZ FİİLLERDE ZAMANAŞIMININ BAŞLAMA ZAMANI
Zamanaşımı genel kural olarak alacağın muaccel olduğu tarihte işlemeye başlar. Bu kural TBK m. 149´da, "Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar." denilmek suretiyle belirtilmiştir. Zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için, alacaklının alacağından haberdar olması veya haberdar olmak zorunda bulunması şart değildir.45 Ancak, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme davalarındaki iki yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için davacının alacağından haberdar olması gerekir.46
Bedensel zararlarda ise Yargıtay´ın yerleşik kararlarına göre, zamanaşımının işlemeye başlaması için (zararın ve tazminat sorumlusunun öğrenilmesi yeterli olmayıp) kalıcı sakatlık derecesinin kesin olarak tespit edilmiş ve öğrenilmiş olması gerekmektedir.
Aşağıda bu unsurlar ayrıntılı olarak incelenecektir.
1. FİİLİN İŞLENDİĞİ TARİH KAVRAMI
TBK 72 maddede iki yıllık nispi süre başlangıcı objektif ölçüye dayanan azami bir süre ile sınırlandırılmıştır: Haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı, her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Mutlak süre olarak adlandırılan on yıllık sürenin başlangıcında esas alınan ölçüt objektif nitelikte olup haksız fiilin işlendiği zamandır. Haksız fiil sonucu zarar haksız fiilin işlenmesiyle birlikte doğabileceği gibi, haksız fiilin zararlı sonuçları daha sonra ortaya çıkabilir. Örneğin, hatalı üretilen ilacı kullanan bir kişi 20 yıl sonra kansere yakalanabilir ya da mevcut mevzuata aykırı olarak inşa edilen, depreme dayanıklı olmayan bir bina 25-30 yıl sonra meydana gelen bir depremde yıkılabilir. Bu durumda, uzun zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak TBK 72. maddede esas alınan “fiilin işlendiği tarihten” kavramına yüklenecek anlam, tazminat talebinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda belirleyici olacaktır.47
TBK’nun 72. maddesinde, eski kanundaki, nispi süre iki yıla çıkartılmış fakat nispi sürenin başlangıcı aynen korunmuştur. Eski düzenlemede yer alan azami sürenin başlangıcına dair ifade ise değiştirilmiştir. Yeni kanunda, “zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren” ifadesi yerine, “her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren” ifadesine yer verilmiştir.
Öğretide, “haksız fiilin işlenmesi”, zararın doğmasından bağımsız değerlendirilmiş, bu kavram, hukuka aykırı eylemin ancak zarar doğurduğunda haksız eylem niteliğine bürüneceği ve haksız fiilin zarar gerçekleştiğinde işlenmiş sayılacağı şeklinde anlaşılmamıştır. Tam tersine, öğretide, zararın haksız fiil olup bittikten sonra hemen doğmayabileceği; zarar haksız fiilin işlenmesinden çok sonra ortaya çıksa bile on yıllık sürenin fiilin vukuundan itibaren işlemeye başlayacağı, haksız eylem sürüp giden, devamlı nitelikte bir eylem ise on yıllık sürenin haksız fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlayacağı48 dile getirildiğinden, haksız fiilin zarar ve hukuka aykırı eylem
45 Von Tuhr, s. 697. 46 Eren, 14. Baskı, s. 1282. 47 Havutçu, s. 584. 48 Eren, 14. Baskı, s. 833; Reisoğlu, s. 262; Kılıçoğlu, A., 14. Bası, s. 469; Antalya, s. 758; Yavuz, Nihat, Türk Borçlar Kanunu’nun Getirdiği Değişiklikler Ve Yenilikler, Genel Hükümler-Özel Hükümler, 3. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2012, s. 164.
14
unsurları birbirinden ayırt edilmiş ve zamanaşımının başlangıcında henüz zarar doğurmamış bile olsa hukuka aykırı davranışın gerçekleştiği zaman esas alınmıştır.49 Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yeni sayılabilecek bir kararında bedensel zararı doğuran sebebin devam ediyor olmasıyla ilgili olarak, “zararı doğuran eylem devam ediyorsa, bu gelişme sona ermedikçe zamanaşımı işlemez.”50 diyerek on yıllık sürenin haksız fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlayacağını kabul etmiştir. On yıllık sürenin başlangıcı olarak hukuka aykırı eylemin işlendiği tarihin esas alınması, fiilin zararlı etkilerinin haksız fiilin işlendiği tarihten on yıl sonra görüldüğü, fiilin zararlı etkilerinin yasada on yıl olarak öngörülen azami sürenin geçmesinden çok sonra ortaya çıkabileceği hallerde tatmin edici olmamasına ve özellikle toplum vicdanında yanlış görülmektedir. Buna rağmen öğretide, TBK m.72’de düzenlenen on yıllık sürenin zararın doğduğu andan itibaren işlemeye başlayacağını kabul etmeyenler bulunmaktadır. Nitekim, öğretide anılan sakıncayı dile getiren yazarlar bile bu ihtimalde hukuka aykırı eylemin işlenmesinden itibaren on yıl geçtiği için zamanaşımının gerçekleşeceğini kabul etmektedirler. 51 Havutçu’ya göre, öğretide, dar anlamdaki haksız fiillerde (kusur sorumluluğunda) zamanaşımının başlangıcına esas alınan ölçütün, haksız fiilin unsurlarından hukuka aykırı davranışın gerçekleştiği tarih olarak anlaşıldığını ifade edilebilir. Öğreti, yasa metninde kullanılan fiil kavramını yalnızca olumlu ya da olumsuz iradi bir insan davranışı anlamında değerlendirmiş, bu kavramı, fiilin sonucunu da içerecek biçimde değerlendirmemiştir.52 Kanaatimizce haksız fiil nedeniyle bir davanın açılabilmesi için bir zararın doğmuş olması gerekir. Henüz ortaya çıkmamış bir zarar için dava açılabilmesi mümkün değildir. Çünkü dava açılırken bir zarar miktarı belirtilerek bu miktar üzerinden peşin harç ödenmesi gerekir. Eğer haksız fiilin işlendiği an veya süregiden haksız bir eylem varsa bu eylemin sona erdiği an zamanaşımının başlangıcı olarak kabul edilirse zarar ortaya çıkmadan zamanaşımının dolmuş olacağı durumların olabileceğini kabul etmek anlamı ortaya çıkacaktır. Bu durum da ne toplumda kabul edilebilir ne de hakkaniyete uygundur.
2. ZARARIN GERÇEKLEŞMESİ KOŞULU
Haksız fiillerde zamanaşımının başlangıcı yukarıda açıklandığı üzere haksız eylemin gerçekleştirildiği an değil, zarar görenin, tazminat sorumlusunu ve zararı öğrendiği zamandır. Kanun metnine göre, bunlardan birinin öğrenilmesi de yeterli olmayıp, her ikisinin birlikte öğrenilmesi gerekmektedir.
Ancak, Yargıtay tarafından kanundaki bu iki unsur yeterli görülmeyip, yorum yoluyla ve yasa boşluğu doldurularak bu iki unsura bir kavram daha eklenmiştir. Bu kavram zararın gerçekleşmesi koşuludur. Buna göre, hukuka aykırı eylemin işlenmesine karşın zarar gerçekleşmemişse zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasından söz edilemeyecektir. Bir kimsenin zararın tazminini isteyebilmesi için, zararın ortaya çıkması (miktarının belli veya belirlenebilir olması), bu zararın tazminat olarak istenebilir, dava edilebilir bir duruma gelmiş bulunması gerekir. Hukuka aykırı eylemin işlendiği tarihte, dava konusu edilebilecek tür ve kapsamda bir zarar doğmamışsa, bu zarar çok uzun yıllar
49 Havutçu, s. 585. 50 4HD, 08.12.2014, E. 2014/13093, K. 2014/16729 . (Özel Arşiv). 51 Von Tuhr, s. 387; Eren, 14. Baskı, s. 833-834; Antalya, s. 757; Yavuz, s. 164. 52 Havutçu, s. 585.
15
sonra (deprem gibi bir olayla)53 ortaya çıkmış ise, zamanaşımı, "zararın gerçekleştiği" ve "dava edilebilir" bir konuma geldiği günden işlemeye başlayacaktır.54
Yargı içtihatlarında zamanaşımının başlangıcı anı olarak haksız fiilin işlendiği an uygulamasında tereddüt duyulmamasına karşın özellikle 1999 Marmara depreminden sonra içtihatların bambaşka bir eğilim gösterdiği görülmektedir. Deprem mağdurlarının BK m.41’e dayanarak yüklenici aleyhine açtıkları tazminat davalarında Yargıtay, zamanaşımına uğradığı için tazminat taleplerinin reddine dair yerel mahkeme kararlarını bozmuştur. Yargıtay’ın bozma gerekçesi, zamanaşımının başlangıcı noktasındadır. Yargıtay’a göre, zamanaşımı, “zararın doğduğu andan itibaren işlemeye başlar, zarar doğmadan hukuka aykırı eylem haksız fiil niteliğini kazanmaz. Dolayısıyla binanın yapımından itibaren kaç yıl geçerse geçsin, zamanaşımı işlemeye başlamaz, zamanaşımı ancak zararın doğmasıyla birlikte işlemeye başlar.”55 Bu doğrultudaki kararlar için emsal niteliğindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında56 özetle şöyle denilmektedir: “BK’nun 60. maddesi, gerek 1 ve gerekse 10 yıllık sürelerin başlayabilmesini, bir zarara neden olmuş, dolayısıyla haksız fiil olarak varlık kazanmış bir fiilin varlığına bağlamaktadır. Dolayısıyla neden olduğu zarar henüz gerçekleşmemiş bir fiilin salt işlenmiş olması, anılan sürelerin başlaması için yeterli değildir.” Yine HGK 2010 tarihli bir kararında benzer gerekçelere dayanmıştır.57 Bu gerekçeler özetle şöyledir; “Kural olarak, zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için alacaklının talepte bulunma hakkının varlığını veya bunun muacceliyet kazandığını öğrenmesi şart değildir… Buna karşılık yasa; haksız fiil, haksız iktisap gibi durumlarda, anılan kurala önemli
53 Ülkemizde 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle, yıkılan binalarda zarar görenler, binanın teknik açıdan depreme dayanıklı yapılmadığı nedeniyle yüklenici aleyhine tazminat davası açtılar. Davalı tarafta zamanaşımı savunmasında bulununca, zamanaşımı süresi ve başlangıcı konularında duraksamalar yaşanmıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu konuyla ilgili özet olarak şu kararı vermiştir: “Dava konusu olayda bina 1972 yılında yapılmış, deprem nedeniyle zarar 17 Ağustos 1999 yani olaydan on yıl geçtikten sonra meydana gelmiştir. Zamanaşımı alacağın varlığını değil istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bir hak var olsa bile o hakkın istenmesi için gerekli koşullar gerçekleşmemişse istenemez. Olayda fiilin haksızlığı, illiyet ve zarar unsurları gerçekleşmiştir. Davalılar yönetmeliklere aykırı davranmışlardır. BK. md. 60´da haksız fiillerde on yıllık uzun zamanaşımı süresinin işlemeye başlayabilmesi için öncelikle zararın meydana gelmesi; bunun varlığı ve miktarının belli veya belirlenebilir olması gerekir. Davalının hu kuka aykırı eylemi, yapının yapıldığı tarihte gerçekleşmiştir. Ancak o tarihte zarar doğmamıştır. Zarar olmadığı için davacının böyle bir davayı açma olanağı da mevcut değildir. Zamanaşımı, harekete geçmemek durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Yapının yapıldığı tarihte zarar doğmadığından davacının talep hakkı da doğmamıştır. Ödence isteminin doğmadığı bir tarihte zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız hale getirir. Binanın yapım tarihinde davalının hukuka aykırı olan eylemi gerçekleşmiş, ancak ortada henüz bir zarar bulunmamaktadır. Binanın yapımı sırasındaki hukuka aykırı eylem nedeniyle depremin oluşumu sonucu zarar doğmuştur. Dava konusu olayda deprem yani zarar doğurucu sonuç 17. 8. 1999 tarihinde meydana gelmiş olup, dava ise 11. 8. 2000 tarihinde açılmıştır. Buna göre 60. maddede öngörülen bir yıllık süre geçmemiştir.” (Y4HD, 11. 12. 2001, E. 2001/8406, K. 2001/12825) Kılıçoğlu, A., 14. Bası, s. 469-470’den alınmıştır. 54 Çelik, Tazminat, s. 100. 55 Havutçu, s. 586. 56 HGK, 22.10.2003 tarihli E.2003/4-603, K., S. 2003/594 (Özel arşiv); Aynı doğrultuda: Y4HD. E. 2002/12847 K. 2003/5544 T. 29.4.2003; YHGK. 2003/4-400 E., 2003/393 K. T.04.06.2003; Y.4.HD. E.2002/4491, K.2002/5701, T.13.05.2002. Kazancı İçtihat Bankasından Akt: Havutçu, s. 586. 57 Bkz: Türk ve İsviçre Borçlar Hukukunda zamanaşımının başlangıcı yönünden geniş bir açıklama için, Von Tuhr, s. 696-698.
16
istisnalar getirmiş ve zamanaşımı süresinin başlamasını sübjektif bir unsura, alacaklının belirli olguları öğrenmiş bulunması koşuluna bağlamıştır. Belirtildiği gibi, yasanın, zamanaşımı süresinin başlaması için alacaklının belli olguları öğrenmiş olması koşulunu aradığı hallerden biri, haksız fiilden kaynaklanan tazminat borcudur. Buna ilişkin bir ve on yıllık zamanaşımı sürelerini öngören BK´nın 60. maddesinde, bir yıllık zamanaşımı süresinin, zarar görenin, zararın varlığını ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında, alacaklı zararın varlığını ve zarar vereni bilmediği sürece, zamanaşımı süresi başlamayacaktır. Zararın varlığını öğrenme koşulu, öncelikle zararın gerçekleşmiş olmasını gerektirir: Henüz gerçekleşmemiş bir zararın, herkes gibi, o zararın tazminini isteyebilecek olan alacaklı (zarar gören) tarafından da öğrenilmesi mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, hukuka aykırı fiil işlenmesine rağmen, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış; zararın ortaya çıkması için, fiil tarihinden sonra birtakım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, doğal olarak zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması da mümkün olmayacaktır. Her ne kadar, BK´nın 60. maddesinde, “.... Dava.... Her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunamaz.” Hükmü yer almakta ve böylece, ilk bakışta fiil tarihinden itibaren on yıl geçtikten sonra zamanaşımının mutlak surette gerçekleşeceği gibi bir anlam çıkmakta ise de, gerçekte böyle bir sonuca varılmasına olanak yoktur. Öncelikle, anılan hükümde yer alan “zararı müstelzim” ifadesindeki müstelzim sözcüğünün “gereken, gerekli, gerektiren” şeklindeki sözlük anlamından farklı olarak “neden olan” şeklinde; “zararı müstelzim” sözlerinin de “zararı doğuran, zarara neden olan” şeklinde anlaşılması gerektiğine işaret edilmelidir. Böylece, “zararı müstelzim” ifadesi, “zararı gerektiren” şeklinde değil, “zararı doğuran” şeklinde anlaşılmalıdır. Buna bağlı olarak BK´nın 60. maddesindeki “ Her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra.” söz dizini, “Her halde zararı doğuran haksız fiilin işlenmesinden itibaren on sene geçtikten sonra” şeklinde anlaşılmalıdır. Bu takdirde ise, söz konusu hükme özellikle “zararı doğuran” sözlerine gereken vurgu yapılarak anlam yüklendiğinde, Yasanın on yıllık sürenin başlayabilmesini de, ortada, bütün unsurlarıyla gerçekleşmiş, zarar doğuran bir fiilin bulunması koşuluna bağladığı sonucuna varılır. Hukuka aykırı ve ancak henüz herhangi bir zarar doğurmamış bir fiilin işlenmiş olması, tek başına yasal 10 yıllık zamanaşımı süresinin başlayabilmesi için yeterli değildir. Zira, yukarıda değinildiği üzere, bir fiilin haksız fiil olarak nitelendirilebilmesi için, diğer koşullar yanında, onun bir zarara neden olması da zorunludur. Kendisinden kaynaklanan bir zarar bulunmadıkça, bir fiilin hukuka aykırılığından söz edilebilirse de, henüz bir haksız fiil olarak kabulü mümkün değildir. Böyle durumlarda, zarar doğuncaya kadar, ortada sadece hukuka aykırı bir fiil bulunur; dolayısıyla, bu aşamada, haksız fiilin unsurlarından sadece hukuka aykırılık ve -koşulları varsa- kusur unsurları gerçekleşmiş olur. O fiilin, hukuka aykırı bir fiil olmaktan çıkıp, haksız fiil niteliğine dönüşebilmesi ise, ancak diğer iki unsurun; bir zararın doğması ve zarar ile fiil arasında nedensellik bağının bulunması unsurlarının birlikte gerçekleşmesiyle mümkündür. Kısaca, hukuka aykırı bir fiil, bütün bu koşulların birlikte gerçekleştiği andan itibaren haksız fiil niteliğine bürünür; o potansiyeli taşıdığı halde henüz nedensellik bağını da içeren bir zararı doğurmamış olan hukuka aykırı nitelikteki bir fiil, zararın doğacağı ana kadar haksız fiil olarak nitelendirilemez. Dolayısıyla, haksız fiil, zorunlu olarak, bir zarar doğurduğu anda bütün unsurlarıyla tamam olur ve ancak o tarihte işlenmiş sayılabilir.
17
Özetlemek gerekirse; BK´nın 60. maddesi, gerek bir ve gerekse 10 yıllık sürelerin başlayabilmesini, bir zarara neden olmuş, dolayısıyla haksız fiil olarak varlık kazanmış bir fiilin varlığına bağlamaktadır. Dolayısıyla, neden olduğu zarar henüz gerçekleşmemiş bir fiilin salt işlenmiş olması, anılan sürelerin başlaması için yeterli değildir. Öte yandan, zamanaşımı başlangıcına ilişkin genel hüküm niteliğindeki BK´nın 128. maddesine göre de, zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Buradaki “muacceliyet” kavramının, alacaklı tarafından talep ve dava edilebilir hale gelmiş olma anlamını taşıdığında, dolayısıyla, öncelikle doğmuş bir alacağın varlığını (haksız fiil açısından bakıldığında, tazminat alacağına neden olan zararın gerçekleşmiş olmasını) gerektirdiğinde; yine “alacak” kavramının, haksız fiile dayalı tazminat alacağına ilişkin zamanaşımı süresi de, diğer alacaklar gibi, onun alacaklısınca talep ve dava edilebilir hale geldiği anda başlayacaktır. Bütün bu açıklamalar, BK´nın 60. maddesindeki 10 yıllık sürenin, her halükarda, zararın meydana geldiği, haksız fiilin bütün unsurlarıyla gerçekleşip hukuken bu niteliğe büründüğü tarihten itibaren işlemeye başlayacağını ortaya koymaktadır. Somut olay bu hukuksal çerçevede değerlendirildiğinde: Davaya konu bina her ne kadar 1978 tarihinde tamamlanıp teslim edilmiş ve o tarih itibariyle hukuken binanın davalı ile ilişkisi kesilmiş ise de, davalının haksız fiili, onun sonucunda oluştuğu ileri sürülen zararın meydana geldiği (zararın oluşmasına neden olan olgu olarak depremin oluştuğu) 17.08.1999 tarihinde gerçekleşmiş sayılmalıdır. Dolayısıyla, BK´nın 60. maddesindeki bir ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin başlangıcına bu tarih esas alınmalıdır.”58
Yargıtay’ın 818 sayılı BK’na göre verdiği bu kararların 6098 sayılı TBK açısından uygulanmasında herhangi bir farklılık olmayacaktır. Çünkü, TBK haksız fiilin unsurlarında herhangi bir değişiklik yapmamıştır. TBK’na göre de tazminat istemi bir zararın ortaya çıkmış olmasını gerektirir. Zararın gerçekleşmesi koşulu bakımından Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlardaki değerlendirmelerin hakkaniyete ve hayatın olağan akışına da uygun olduğu kanaatindeyim. Çünkü zarar gerçekleşmeyince eylemin haksız eylem olduğu bile anlaşılmayabilir. Nitekim deprem veya radyasyondan etkilenme nedeniyle ortaya çıkan zararlarda durum böyledir. Yine bedensel zararlarda gelişen durum diye tabir edilen ve aynı hukuka aykırı fiilden kaynaklanan zararda bir artış ortaya çıkması halinde artan zarar miktarı için tazminat taleplerinde bu zararın öğrenilmesi tarihi zamanaşımında esas alınmaktadır. Bu konu ilerde daha ayrıntılı incelenecektir.
3. TAZMİNAT YÜKÜMLÜSÜNÜN (FAİLİN) ÖĞRENİLMESİ
Herhangi bir olayın zamanaşımı süresinin başlangıcına esas alınması için, bunun o tarafça bilinmesi zorunludur. Kişinin öğrenme olanağı bulunmayan bir işlemin sonucundan sorumlu tutulması düşünülemez. Aksi halde topluma güvensizlik egemen olur, hukuk düzeni ise bunu kabul edemez.59 818 s. BK m. 60’a göre “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namıyla nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ıttılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.” Burada bir yıllık zamanaşımı süresinin başlaması için hem zarar veren kişinin hem de zararın öğrenilmesi gerektiği belirtilmektedir.
58 HGK, T:10.03.2010, E:2010/4-111, K:2010/137 (Özel Arşiv). 59 4HD, 01.12.2014, E. 2014/10115, K. 2014/16388 (Özel arşiv).
18
6098 s. TBK 72. maddeye göre ise “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” TBK 72. maddede isabetli olarak “failin ıttılaı” yerine “tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak” ifadesi kullanılmıştır. Buna göre doğan zarardan fail dışında sorumlu kişiler varsa, zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için zarar gören kişinin sadece haksız fiil failini öğrenmesi yeterli olmayıp, bundan sorumlu tutulan diğer kişileri de öğrenmesi gerekecektir.60 Tazminat yükümlüsünün öğrenilmesi demek; bu hususta kesin, emin ve dava açmak için yeterli bilgi sahibi olunması demektir. Kişinin tahmini olarak bilinmesi veya şüphe edilmesi öğrenmek değildir.61 Sorumlu kişinin öğrenilmesinden anlaşılması gereken zarar gören kişinin elinde sorumlu kişi hakkında dava açmaya yeterli delil veya delil bulma imkanının bulunmasıdır. Bu halde, tazminat davası kabul edilecek, aksi takdirde ise dava reddedilecektir.62 Dava açılacak kişinin adının yanlış bilinmesi, dava sırasında bu yanlışlığın düzeltilmesinin mümkün olması nedeniyle zamanaşımının işlemeye başlamasına engel değildir.63 Yine zarar görenin sorumlu kişinin sorumluluğunun dayandığı hukuki sebebi bilmemesi zamanaşımının işlemeye başlamasına engel teşkil etmemektedir.64 Aynı zarardan birden çok kişi sorumlu ise; her birinin sorumluluğu için açılacak tazminat davasında her birinin ayrı ayrı öğrenilme tarihi önem taşımaktadır. Örneğin, istihdam eden ve zarar veren birlikte sorumlu ise; zarar verene karşı dava zamanaşımına uğramış olsa bile, istihdam edene karşı zamanaşımı süresi; zarar görenin istihdam ilişkisini ve istihdam edenin kimliğini öğrendiği tarihten itibaren başlayacaktır.65 Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenilmesi gerekir. Örneğin, aile başkanına karşı açılacak dava için aile başkanının kim olduğu, adam çalıştırana karşı açılacak dava için çalıştıranın kim olduğu öğrenilmelidir. Zarardan sorumlu olanın tahmin yoluyla değil, kesin olarak bilinmesi gerekir. Failde yanılma zamanaşımını etkilemeyecektir. Davacı yanılmış ve gerçekte sorumlu ya da fail olmayan kişiye dava açmış fakat yargılama sırasında bu kişinin değil de başkasının sorumlu olduğu anlaşılmışsa, zamanaşımı bu gerçek kişinin öğrenildiği an başlayacaktır66.
4. BEDENSEL ZARARIN ÖĞRENİLMESİ
Uygulamada bazen fail bilinmesine rağmen zarar bilinmediğinden davaya uygulanan zamanaşımının başladığı tarihle ilgili ciddi sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Öncelikle zarar kavramının açıklıkla ortaya konması gerekir.
60 Kılıçoğlu, Ahmet M, 14. Bası, s. 466. 61 Von Tuhr, s. 387; Savaş, s. 131; Çelik, Tazminat, s. 214-216; Eren, 14. Baskı, s. 830-832. 62 Savaş, s. 131. 63 Çelik, Zamanaşımı, s. 214-216. 64 Nevzat Koç, Bina ve Yapı Eseri Maliklerinin Hukuki Sorumluluğu (BK m. 58), Ankara, 1990, s. 131; Werro, Franz, La responsabilité civile, Berne 2005, s. 359’dan Akt: Savaş, s. 131. 65 Selçuk Beyazyüz, / Tan Tahsin Zapata, Borçlar Hukuku, Ankara 2005, s. 100’den Akt: Savaş, s. 131. 66 HGK 24.10.1970, 1588/601; HGK 22.11.1974, 134/1244; Doğangün, Haksız Fiillerde Zamanaşımı Süreleri ve Bu Sürelerin Başlangıcı, YD. 1992, S. 1-2, s. 206’dan Akt: Gökcan, Hasan Tahsin, Haksız Fiil Sorumluluğu Ve Tazminat Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2010, s. 907.
19
Zarar deyiminden, zararı doğurucu eylemi değil, fakat zarar görenin maddi varlığı üzerindeki sonuçları anlamak gerekir.67 Zarar gören, isteğini, yargı önüne getirebilmesi için zararın varlığı hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, niteliği ve esas unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli hal ve şartları öğrenmiş olması demektir68. Yine Yargıtay’ın bir kararına göre, zararın öğrenilmesi demek, zarar görenin kanunun anladığı anlamda zarar veren olayın sonuçlarını, gidişatını, kesinleşen durumunu değerlendirecek bilgiye sahip olmasıdır. Zarar tamamlanmadan zarar gören açısından zararın belirli olduğu kabul edilemez. Zararın tamamlanması ise tüm sonuçları ile bilinmesiyle mümkündür.69 Zarar görenin, tazminatın hesabına yarayacak bütün ayrıntıları bilmesi gerekmez, zararın objektif olarak varlığını yukarıda açıklanan şekilde bilmesi yeterlidir; bilinmenin olağan olduğu durumlarda zarar öğrenilmiş sayılır70. TBK m. 72’ye göre, zararın ve zarar verenin öğrenilme tarihinden itibaren 2 yıl içinde dava açılması gerekir. Reisoğlu’na göre, “… zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için zarar görenin, dava açmaya imkân verecek şekilde zararın mahiyet ve kapsamını ve zarar vereni (zarardan sorumlu olanı) kesin olarak öğrenmesi gerekir.”71 Eren’e göre de; vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar; tedavi giderleri, geçici veya sürekli kazanç kaybı, ekonomik geleceğin sarsılması gibi çeşitli kalemlerden oluşmaktadır. Zarar görenin dava açabilmesi bu kalemlerden oluşan genel zararı öğrenmesine bağlı olduğu için; iki yıllık süre her bir zarar miktarı değil, en son zarar kaleminin gerçekleşip toplam genel zararın öğrenildiği anda işlemeye başlar. Böyle bir durumda zarar, ancak en son kalemi oluşturan sürekli iş göremezlik kaleminin kesin miktarının belirlenmesiyle öğrenilmiş olur.72 Yargıtay’ın konuyla ilgili zaman içinde değişen farklı kararları bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 21.3.2001, 2001/4-258 E, 2001/276 K, sayılı kararında, BK 60. maddede belirtilen zararın öğrenilmesini, “… zararın tüm sonuçları ile bilinmesi ile mümkündür.” şeklinde kabul ederek Adli tıp 3. İhtisas Kurulunun Rapor tarihinin zararın öğrenilme tarihi olacağını kabul etmiştir73. Dolayısıyla, zamanaşımın
67 Deschenaux, Henri /Tercıer, Pierre, la Responsabilité Civile, Berne, 1982, s.164’ten Akt: Aşçıoğlu, s. 455. 68 Çelik, Tazminat, s. 145, 147; Reisoğlu, s. 262; Aşçıoğlu, s. 455-456. Aynı yönde bkz., YHGK, T. 21.3.2001, 2001/4-258 E, 2001/276 K.. 69 3HD, 02.07.2014, E. 2014/7199, K. 2014/10880 (Özel Arşiv) 70 4HD, 4.12.1986/6073/8188 ve 22.1.1980-12753-1980 (YKD. 1982, say: I, s32), Akt: Aşçıoğlu, s. 456. 71 Reisoğlu, s. 262. 72 Eren, 14. Baskı, s. 832. 73 “…davacının zarara ıttılaı diğer deyimle zararı öğrenmesinin anlamı üzerinde durulmalıdır. Burada önemli olan husus zarar gören davacının yasanın anladığı anlamda zarar veren olayın sonuçlarını, gidişatını, kesinleşen durumunu değerlendirecek bilgiye sahip olmasıdır. Zarar tamamlanmadan zarar gören açısından zararın belirli olduğu kabul edilemez. Zararın tamamlanması ise tüm sonuçları ile bilinmesi ile mümkündür. Eşyaya verilen zarar ile insana verilen zarar arasındaki temel fark da budur. Buna göre davacının “zararı ıttıla” diğer bir deyimle “zararı öğrenme” tarihinde Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin maluliyet oranına ilişkin raporunun düzenlendiği 29.12.1997 tarihi olduğunu kabul etmek ve buna göre bir yıllık zamanaşımı süresini hesaplamak gerekir. Zira dosyadaki diğer raporlar davacının kesin zararını belirlemeye yeterli değildir. Davacının 9.6.1998 tarihinde açtığı ve ek dava Adli Tıp Rapor tarihine göre bir yıllık zamanaşımı süresi dolmadan açılmıştır. Mahkemece davalı tarafın zamanaşımı def’inin reddine ve davanın esasının incelenmesine ilişkin direnme kararı yukarıda açıklanan nedenlerle yerindedir.”.
20
başlangıcı kazanın olduğu veya zararın doğduğu tarih olarak kabul edilmemiş Adli Tıp Kurumunun rapor tarihi olarak kabul edilmiştir. Yargıtay daha sonraki tarihli bir kararında, “… Gerek Borçlar Kanunu’nda ve gerekse Karayolları Trafik Kanunu’nda belirlenen zamanaşımının başlangıcı zararın kapsamının öğrenildiği tarihtir. Diğer deyişle olay tarihi zamanaşımının başlangıcı olarak kabul edilemez. Örneğin; dava konusu somut olayda zamanaşımının başlangıcı maluliyeti belirleyen Adli Tıp Raporunun öğrenildiği tarihtir…” diyerek Adli Tıp Kurumu raporunun taraflarca öğrenilme tarihinin zararın öğrenilme tarihi olacağını kabul etmiştir74. Yine bir başka kararında., “…Davacının olay nedeniyle uğradığı zararının kapsamını, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nun buna ilişkin 18.04.2001 tarihli raporunun tebliğ edildiği 11.09.2001 günlü oturumda öğrenmiş olduğu, taraflar arasında çekişmesizdir. Bu öğrenme tarihi itibariyle, beş yıllık uzamış zamanaşımı süresi dolmuştur. Yukarıda değinildiği gibi, zararın veya failin uzamış zamanaşımı süresinin bitmesinden sonra öğrenildiği durumlarda, tazminat talebi, öğrenme tarihinden itibaren 2918 Sayılı Kanun’un 109. maddesindeki iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir; öğrenme tarihinden itibaren yeni bir uzamış (somut olaydaki gibi beş yıllık) zamanaşımı süresi işlemez….”75 demiştir.
Yargıtay 3. Hukuk dairesi 2014 yılında verdiği bir kararında; “…davacının “zararı ıttıla” diğer bir deyimle “zararı öğrenme” tarihinin olay nedeniyle davalılardan Bayındır İnşaat çalışanı hakkında yapılan ceza yargılaması sırasında Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca verilen kesin raporun verildiği 13.06.2007 tarihinin olduğunun kabul etmek ve buna göre zamanaşımı süresini hesaplamak gerekir.” 76 Burada 3. Hukuk Dairesi, zararı öğrenme tarihi olarak Adli Tıp Kurumunca kesin raporun verildiği tarihi kabul etmiştir.
Tüm bunların dışında Yargıtay 21. Hukuk Dairesi çok yeni tarihli bir kararında “…maluliyet oranının kesin olarak öğrenildiği tarihten itibaren zaman aşımının işlemeye başlayacağının kabulü ile ıslahen artırılan miktarı da kapsar biçimde maddi tazminat talebi ile manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.”77 diyerek tüm
74 “Gerek Borçlar Kanunu’nda ve gerekse Karayolları Trafik Kanunu’nda belirlenen zamanaşımının başlangıcı zararın kapsamının öğrenildiği tarihtir. Diğer deyişle olay tarihi zamanaşımının başlangıcı olarak kabul edilemez. Örneğin; dava konusu somut olayda zamanaşımının başlangıcı maluliyeti belirleyen Adli Tıp Raporunun öğrenildiği tarihtir. Ancak, Ceza Kanunu’ndan kaynaklanan “uzamış zamanaşımının” başlangıç tarihi her halükarda olay tarihidir. Davanın ilerideki aşamasında ıslah edilen bölüme ilişkin zamanaşımı daha önce açılan dava ile kesilmiş olmaz.” (HGK, 16.04.2008 T, 2008/4-326 E, 2008/325 K). 75 HGK, 16.04.2008, E: 2008/4-326, K: 2008/325. (Özel Arşiv). 76 3HD, 02.07.2014, E. 2014/7199, K. 2014/10880. (Özel Arşiv).. 77 21HD, 01.10.2014, E. 2014/3152, K. 2014/20643 “…Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Somut olayda sol gözünde görme kaybı ortaya çıkan davacıya en son 19.07.2000 tarihli raporla 1 hafta istirahati sonrasında iş başı kararı verildiği 27.07.2000 tarihinde sürekli iş göremez duruma girdiği ve bu tarihten geçerli olmak üzere sürekli iş göremezlik geliri bağlandığı, davacı bakımından değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı ve en geç anılan rapor tarihinde zararın öğrenildiği ortadadır… Zararın tamamlanması ise tüm sonuçları ile bilinmesiyle mümkündür. Eşyaya verilen zarar ile insana verilen zarar arasındaki temel fark da budur. Buna göre davacının “zararı ıttıla” diğer bir deyimle “zararı öğrenme” tarihinin olay nedeniyle davalılardan Bayındır İnşaat çalışanı hakkında yapılan ceza yargılaması sırasında Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca verilen kesin
21
diğer hukuk dairelerinden ve Hukuk Genel Kurulunun kararlarından farklı bir karar vermiştir. Yukarda görüldüğü üzere Hukuk Genel Kurulu Kararları ve özel daire kararları birbirinden çok farklılık göstermektedir. Burada üzerinde durulması gereken iki konu vardır. Birisi zararın ne olduğudur diğeri ise zararın öğrenilme zamanıdır. Bu iki husus zamanaşımının başlaması için kesin olarak öğrenilmesi gereken hususlardır. Sonuç kısmında bu konudaki görüşlerimiz açıklanacaktır.
5. BEDENSEL ZARARIN ARTMASI (GELİŞEN DURUMLAR)
Uygulamada özellikle bedensel zararlarda zararın öğrenilmesi konusundaki farklı kabuller nedeniyle zamanaşımının başlangıç zamanı değişiklik göstermektedir. Bunlardan bir tanesi de zarar görendeki bedensel zararın artması halinde (gelişen durum) söz konusu olmaktadır. Bedensel zararlarda, gelişen bir durumun etkisiyle zararın kapsamının olay sırasında belirlenmesi mümkün olmayabilir. Yapılacak tıbbi yardımların önceden kesin olarak nasıl bir sonuç vereceği belli olmayan durumlarda öğrenme olgusu gerçekleşmiş olmaz; bu gibi durumlarda gelişen zarar söz konusudur. Zarar gören önceden tahmin edemeyeceği yeni bir zarara uğrarsa örneğin zarara uğrayan kişi sonradan gelişen bir durumla sakat kalırsa yeni zarar için yeni tazminat hakkı doğar ve yeni davanın zamanaşımı başlangıç süresi de yeni zararı öğrendiği tarihtir78. Bazı hallerde, zararın öğrenilmesi, onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise, artık “gelişen durum” ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır.79 Konuyla ilgili bir başka Yargıtay kararı şöyledir: “… Adli Tıp Kurumunun 26.04.2000 tarihli raporu ile maluliyet oranının belirlendiği ve davanın bir yıl içinde 06.10.2000 tarihinde açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, olayda gelişen durum olduğundan davacı zararını bilmediğinden ve bilebilecek durumda olmadığından zamanaşımından söz edilemez.”80 Özetle Yargıtay, yeni bir zararın ortaya çıkması halinde ortaya çıkan zarar kısmı için zamanaşımı süresinin yeniden başlayacağını kabul etmektedir.
raporun verildiği 13.06.2007 tarihinin olduğunun kabul etmek ve buna göre zamanaşımı süresini hesaplamak gerekir...” (Özel Arşiv). 78 Tekinay /Akman /Burcuoğlu /Altop, s. 956’dan Akt: Aşçıoğlu, s. 456. 79 17HD, 29.11.2011, E: 2011/11306, Karar: 2011/11408. (Özel Arşiv). 80 4HD, 15.11.2001, E. 2001/6413, K. 2001/11160; Aynı yönde HGK, 15.11.2000 gün ve: 2000/21-1609 K: 2000/1699, 4.HD 13.05.1980 gün ve 1980/3493-6206 sayılı; 26.01.1987 gün, 1986/7532 esas, 1987/485 karar sayılı kararı. (Özel Arşiv).
22
SONUÇ
Yukarıda da bahsedildiği gibi bedensel zararlarda zamanaşımının başlama anı için bilinmesi gereken ve uygulamada tartışılan iki konu vardır. Bunlardan birisi bedensel zararın kapsamının ne olduğu diğeri ise zararın öğrenilme zamanıdır. TBK m. 54’de bedensel zararların neler olduğu örnekseyici biçimde sayılmıştır. Burada bedensel zararlarla kastedilen vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararlardır.81 Bunlar; tedavi giderleri, geçici veya sürekli kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır. Zarar görenin dava açabilmesi bu kalemlerden oluşan genel toplam zararı öğrenmesine bağlıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında zararın öğrenilmesinin ne olduğu konusuna açıklık getirmeye çalışmış ve bu arada zararın ne olduğunu da kısmen açıklamıştır. Bu karara göre; Zararın öğrenilmesi için zararın kapsamını belirleyebilecek bilgiye sahip olunması gerekir. Zarar bilinmesi ise tüm sonuçları ile bilinmesi ile mümkündür. 82 Yargıtay bir başka kararında ise, “…kısa zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için zararın öğrenilmesi demek, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında dava açmaya, bu davayı objektif şekilde desteklemeye ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli, yeterli hal ve koşulların öğrenilmesi demektir.”83 diyerek dava açmaya ve davayı yürütmeye yetecek bilgiye sahip olunmasını kabul etmiştir.
Yargıtay, bedensel zararda zamanaşımının başlayacağı zamanın belirlenmesinde önem arzeden zararın tüm sonuçlarıyla öğrenilmesi halini, bazı kararlarında bir sağlık kuruluşunca maluliyet oranının belirlenmesini bazı kararlarında Adli Tıp ihtisas kurulunca verilen raporda maluliyet oranının belirlenmesini bazı karalarında ise belirlenen maluliyet oranının ilgili kişi tarafından öğrenilmesini (tebliğini) kabul etmektedir.
Ancak, zamanaşımının işlemeye başlaması için, davacının bedensel zararı oluşturan bu unsurların kapsamını veya tazminatın hesabına yarayacak bütün ayrıntıları öğrenmesi şart olmadığını ileri süren Yargıtay kararı84 ve öğretide85 görüşler mevcuttur.
81 Özdemir, Elif Aydın, Akit Dışı Sorumlulukta Maddi Zarar Ve Tazmini, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 71. 82 YHGK, 20.12.2006, E: 2006/4-801 K: 2006/813. (Özel Arşiv) “Haksız fiil tarihine göre ceza zamanaşımı geçmiş olsa bile davacının zararını tam olarak öğrenememesi söz konusu olabilir. Burada davacının zarara ıttılaı, diğer bir deyimle zararı öğrenmesinin ne anlama geldiği üzerinde durulması gerekmektedir. Önemle belirtelim ki, davacının kanunun açıkladığı anlamda zarar veren olayın sonuçlarını, gidişatını, kesinleşen durumunu ve zararın kapsamını belirleyebilecek bilgiye sahip olmasıdır. Zarar tamamlanmadan zarar gören açısından zararın belli olduğu kabul edilemez. Zararın tamamlanması ise tüm sonuçlan ile bilinmesi ile mümkündür. Eşyaya verilen zararla insana verilen zarar arasındaki temel fark budur. {Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.07.2003 gün ve 2003/4-463-471 sayılı kararı). Hal böyle olunca dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacının davaya konu ettiği protez giderinden kaynaklanan zararı daha önceden bildiği kanıtlanamadığına, davanın kanunda öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı içinde açıldığına göre, mahkemece protez ücreti yönünden zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.”. 83 "Zararın öğrenilmesi, onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir" (Yargıtay 4.HD.25.09.1978, 1978/11493-10367; 04.12.1986, 1986/6073-8183; Yargıtay HGK. 06.11.2002, E.2002/4-882, K.2002/874 ‘den Akt: Kılıçoğlu. Ahmet M, 14. Bası, s. 467. 84 4HD, 4. 12. 1986, E. 6073, K. 8188 ve aynı yönde 4HD, 26. 1. 1987, E. 7582, K. 485, UYGUR, C. 3, sh. 2729-2730‘den Akt: Kılıçoğlu. Ahmet M, 14. Bası, s. 467.
23
Öğreti ve Yargıtay’ın da üzerinde anlaştığı konu zararın öğrenilmesi kavramının dava açmaya ve davayı yürütmeye yetecek kadar bilgi edinilmesi olduğu yönündedir. Yine dava açılırken davacı tarafından dava konusu miktarın belirtilmesi ve o miktara göre peşin harç ödenmesi gerektiği tartışmasız herkesin kabulünde olan bir durumdur. Bu durumda sadece çalışma gücü kayıp oranının (maluliyet) öğrenilmesinin maddi zararın öğrenilmesi olarak kabul edilmemesi gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü maluliyet oranının belirlenmesi ile zararın parasal karşılığı belirlenmiş olmamaktadır. Maluliyet oranlarının parasal bir karşılığı mevzuatta belirlenmiş değildir, belirlenmesi de beklenemez. Maluliyet oranının belirlenmesi gibi maluliyet oranına göre maddi tazminatın parasal değerinin hesaplanması da uzmanlık gerektiren bir konudur. Çünkü maddi zararın hesaplanmasında sadece maluliyet oranı değil birden çok değişken bir araya getirilerek hesap yapılabilmektedir. Maluliyet oranı yanında tarafların kusurları, zarar görenin yaşı, zarar görenin geriye kalan ömür süresi, zarar görenin elde ettiği aylık gelir ve benzeri bir çok değişken zarar hesabında kullanılmaktadır. Bu kadar çok değişkenin yer aldığı bir hesaplamada ne bir avukat ne de bir hakim bu konuda uzman olmadığı sürece hesap yapamaz. Böyle bir durumda sade bir vatandaşın hesap yapabilmesi hiç düşünülemez. Zaten bu tür davalarda maddi tazminat hesapları alanında uzman olan (aktüerya) bilirkişilerce yapılabilmektedir. Uygulamada bedensel zarar nedeniyle maddi tazminat davası açılırken dava konusunun para ile ölçülebilir olması gerekmektedir. Çünkü buna göre nispi dava harcı ödenecektir. Harç ödenmeden dava açılmış sayılmayacağına göre zorunlu olarak parasal değer bildirmek gereklidir. Hakimin bile uzman bilirkişiye başvurduğu bir konuda sade bir vatandaştan maluliyet oranına göre parasal anlamda maddi tazminatın kesin değerini hesaplaması ve buna göre dava açması da beklenemez. Bu konuda görüşümüzü destekler mahiyette gördüğümüz Reisoğlu’nun görüşü de şöyledir. “… zamanaşımı sürenin işlemeye başlaması için zarar görenin, dava açmaya imkân verecek şekilde zararın mahiyet ve kapsamını ve zarar vereni (zarardan sorumlu olanı) kesin olarak öğrenmesi gerekir.” demektedir. Yine, Eren’e göre, bedensel zarar; tedavi giderleri, geçici veya sürekli kazanç kaybı, ekonomik geleceğin sarsılması gibi çeşitli kalemlerden oluşan toplam genel zarardır. Zarar görenin dava açabilmesi için toplam zararı öğrenmesi gerekir.86 Dava açmaya veya davayı yürütmeye imkan verecek şekilde zararın öğrenilmesi ise zararın para ile ölçülebilir değerinin öğrenilmesidir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK 107. maddesindeki düzenleme de bizim görüşümüzü destekler mahiyettedir. Şöyle ki; Bu maddede belirsiz alacak ve tespit davaları düzenlenmiştir. Birinci fıkrada “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” denilmektedir. Birinci fıkra metninde “alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi” ibaresinden alacağın parasal olarak belirlenebilmesinin kastedildiği kanaatindeyiz. Çünkü, “değer” kelimesinin Türk Dil Kurumu sözlüğündeki karşılıklarından bir tanesi de “bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı” olarak verilmektedir. Bu durumda kanun koyucu alacak miktarının parasal karşılığının tam ve kesin olarak
85 Kılıçoğlu. Ahmet M, 14. Bası, s. 467. 86 Eren, 14. Baskı, s. 832.
24
öğrenilebilir olmasını zararın öğrenilmesi olarak kabul etmiş olmaktadır. Yani zarar para ile ölçülebilir şekilde belirlenmedikçe tam ve kesin olarak öğrenilmiş olmaz. Madde gerekçesinde olsun genel gerekçede olsun her ne kadar bu konuda bir açıklama yoksa da Kanun koyucu, madde gerekçesinde, mukayeseli hukukta olduğu gibi ülkemizde de “Salt Hukuki Koruma” anlayışından “Etkin Hukuki Koruma” anlayışına geçildiğini ve bu maddenin bu anlayışın tezahürlerinden biri olduğunu belirtmektedir. Madde metninden ve getirilen etkin hukuki koruma anlayışından zarar görenin daha etkin korunacağı ve dolayısıyla zararın para ile ölçülebilir şekilde belirlenmesi ile öğrenilmiş sayılacağı bunun sonucu olarak da zamanaşımının bu andan itibaren başlayacağının anlaşılması gerektiği kanaatindeyiz. İkinci fıkrada ise, “Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” demektedir. Yine, Kanun metni, “… alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebildiği anda” diyerek zaman açısından da bir sınırlama getirmemiştir. Bu an zamanaşımı süresinin dolduğu andan önceki bir an olabileceği gibi sonraki bir an da olabilir. Çünkü metinde her hangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Burada kanun koyucu davanın ıslahında zamanaşımını kaldırmayı amaçlamıştır. Dolayısıyla, bugüne kadar Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilen, “zararın tam olarak öğrenilmesiyle zamanaşımının işlemeye başlayacağı” ilkesini Kanun Koyucu burada bir anlamda zararın parasal değerinin öğrenilmesi şeklinde uygulamaya koymuştur diyebiliriz. Tüm yapılan bu değerlendirmelerin sonucu olarak, maddi zararın parasal karşılığının tam olarak öğrenildiği tarih aynı zamanda (kısa veya ceza zamanaşımının) zamanaşımının başlangıcı olmalıdır. Dolayısıyla uygulamada dava önceden açılmış olsa bile zararın öğrenilme anı dava sürerken maddi tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporunun davacıya veya vekiline tebliğ edildiği tarih olarak kabul edilmesi gerekir düşüncesindeyiz.
KAYNAKLAR
AKINTÜRK, Turgut / ATEŞ KARAMAN. Derya, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler Özel Borç İlişkileri, 6098 Sayılı Yeni Borçlar Kanunu İle Karşılaştırmalı, 17. Baskı, Beta Basım, İstanbul, 2011. ANTALYA, O. Gökhan, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Beta Basım, İstanbul, 2012. AŞÇIOĞLU, Çetin, Trafik Kazalarından Doğan Hukuk Ve Ceza Sorumlulukları, 3. Bası, Sözkesen Matbaacılık, Ankara, 2012. AYAN, Mehmet, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Mimoza Yayınları, Konya, 2015. ÇELİK, Ahmet Çelik, Sorumluluk Ve Zamanaşımı, Bilge Yayınevi, Ankara, 2012. (Zamanaşımı) EREN, Fikret, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 14. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2012. GÖKCAN, Hasan Tahsin, Haksız Fiil Sorumluluğu Ve Tazminat Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2010.
25
GÜNEREN, Ali, İş Kazası Ve Meslek Hastalığından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat Davaları, Genişletilmiş 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011. HAVUTÇU, Ayşe, “Haksız Fiil Sorumluluğunda Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 12, Özel S., 2010, S. 579-605 (Basım Yılı: 2012) Http://Webb.Deu.Edu.Tr/Hukuk/Dergiler/Dergimiz-12-Ozel/2Ozel/2-Aysehavutcu.Pdf, Erişim : 10.05.2015. İNAN, Ali Naim / YÜCEL, Özge, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2014. KILIÇOĞLU, Mustafa, Tazminat Hukuku, Legal Yayınevi, İstanbul, 2005. (Tazminat). KILIÇOĞLU, Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler Yeni Borçlar Kanunu Hükümlerine Göre Hazırlanmış, 14. Bası, Turhan Kitapevi, Ankara 2011. (14. Bası) KOÇ, Nevzat, Çalışma Hayatı Açısından Yeni Borçlar Kanunu Ve Ticaret Kanunu Semineri – İstanbul-2011, Tisk Yayınları, Matsa Basımevi, Ankara, 2012. KURU, Baki / Arslan Ramazan / Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 23. Baskı, Ankara, 2012. NOMER, Haluk N, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 13. Bası, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2013. OĞUZMAN, M. Kemal, / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 12. Bası, Vedat Kitapçılık, Cilt: 1, İstanbul, 2014. ÖZDEMİR, Elif Aydın, Akit Dışı Sorumlulukta Maddi Zarar Ve Tazmini, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013. PEKCANITEZ, Hakan / ATALAY, Oğuz / ÖZEKES, Muhammet, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, Yetkin Yayınları, Ankara, 2011. REİSOĞLU, Safa, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 1.7.2012’de Yürürlüğe Girecek Olan Türk Borçlar Kanunundaki Değişikliklerde İşlenerek Güncelleştirilmiş Ve Genişletilmiş 22. Baskı, Beta Basım, İstanbul, 2011. SAVAŞ, Fatma Burcu, “Haksız Fiil Tazminatının Tabi Olduğu Zamanaşımı Süresinin İşlemeye Başlama Anı”, Tbb Dergisi, Sayı 74, Yıl:2008, S. 121-147 Http://Tbbdergisi.Barobirlik.Org.Tr/M2008-74-387, Erişim: 14.05.2015. ŞENYÜZ, Doğan, 6098 Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu’na Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku, Genel Ve Özel Hükümler, 5. Baskı, Ekin Basım Dağıtım, Bursa, 2011. VON TUHR, Andreas, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, Cilt 1-2, Yargıtay Yayını, Olgaç Matbaası, Ankara, 1983, (Çev. Cevat Edege). YAVUZ, Nihat, Türk Borçlar Kanunu’nun Getirdiği Değişiklikler Ve Yenilikler, Genel Hükümler-Özel Hükümler, 3. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2012. YILDIRIM, Abdulkadir, Türk Borçlar Hukuku, genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 2. Baskı, Ankara, 2014. YILMAZ, Zekeriya, Trafik Kazaları Ve Taşımacılıktan Doğan Hukuki Sorumluluk, Tazminat, Sigorta Ve Rücu Davaları, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010.